İlk Yardımda Vicdan

15/4/2009 | Kategori: Makale |

Şu an saat 11,45 sularında işyerimin önünde üzücü bir olay yaşadık.Bir motokurye yolda karşıdan karşıya geçen eşlerden bayana çarptı ve bir çığlıkla dışarı fırladım.Tabi biz türk milleti olarak yardım severiz ya bilirsizin ,bilen bilmeyen yerde kanlar içinde yatan kadının başına toplandı.

Hemen koştum ve eczaneden gazlı bez getirmeleri için bağırdım ve tam o sırada eczacı bey elinde sargı bezleri ile koşarak geldi.Tampon yapıldı bayanın başına.kıpırdamaması gerekir kadının ya ama vicdanlı vatandaşlar hemen ‘Cerrahpaşa burası ne yatırıyorsunuz kadını,götürelim hemen’diye söylenmeye başladı.Ben tutamam kendimi böyle durumlarda bağırarak kadının kesinlikle kıpırdamamasını anlatmaya çalıştım ve kadını öylece yerde ambulans gelene kadar beklettik.

Derin derin nefes almasını sakin olmasını ve şuurunun açık olup olmadığını kontrol ettim.Acı olan asıl ne biliyormusunuz bilinçli olmamamız.O kadına iyilik yapacaz diye aslında ona zarar verebiliriz. Ve nitekimde kadının sağ bacağı kırılmış kıpırdamaması gerekirdi.

Ben ilkyardım kursu aldığım ,acil müdahale edebileceğim halde sadece hastanın kanamasını kontrol altına alıp,şuurunun açık olup olmadığını,hastanın şoka girmemesi için onu sakinleştirmeye çalıştım.

Lütfen böyle durumlarda yaralıyı kaldırmak yerine sırası ile,

***  112 arayalım ve yaralıyı kesinlikle kıpırdatmayalım
          Sadece rahat nefes alıp verebileceği pozisyonda olup olmadığını kontrol edelim..
***  Kanaması varsa temiz bir bezle tampon yapalım
***  Şuurunun açık olup olmadığını kontrol edelim
***  Hastayı sakinleştirici tarzda konuşalım

Bunlar hepimizin eğitim almadan da yapabileceğimiz çok basit müdahale yöntemleridir.

Yaralıya iyilik yapalım derken ona zarar vermeyelim ne olur dikkatli olalım.Bu konuda duyarlı olup vicdanımızı bu şekilde iyiye kullanalım.Varsın hasta ambulans gelene kadar yerde yatsın.



Çiğdem Murtazalar


Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/2|

Yerli Malı

15/4/2009 | Kategori: Makale |

TV`de dizi arası reklamlara bakarken bir soru yöneltti on iki yaşındaki oğlum: "Reklamı yapılan her şey yabancı, Türk mallarının reklamı yapılmıyor mu?" O zamana kadar dikkat etmemiştim, dizi yeni bir reklam kuşağına girince beraber izledik ve saydık reklamları, sonra ilginç bir sonuca ulaştık. Reklamı yapılan on beş üründen sadece üçü yerli, on ikisi yabancı patentliydi.

Birkaç hafta önce öğrencilerim ekonomik krizle ilgili görüşlerimi sormuşlardı ve onlara ellerindeki kalem ve silgilerin markalarına bakıp Türk malı kalemi ve silgisi olanların bana bildirmesini söylemiştim. On sekiz kişilik sınıfta Türk malı kalem ve silgiye sahip bir öğrenci çıkmamıştı.

İşte asıl kriz budur. Ekonomik krizin asıl kaynağı da budur. Ülkem bir kalemi, silgiyi dahi üretmiyorsa, milletim ucuz diye Çin malı eşyaya yöneliyor ve bunun sonunda da üretim yapan atölyelerim, fabrikalarım kapanıyorsa kriz kaçınılmazdır.

1980 yılında orta okula başladığımda Almanya`da işçi olarak çalışan babam ilk çocuğunun orta okula başlaması ve artık takım elbise giyecek bir delikanlısının olması heyecanıyla bir elbiselik kumaş göndermişti Almanya`dan. Kumaşı terzi ahbabımıza götürdüğümüzde terzi kumaşı şöyle bir incelemiş, markasına bakmış, sonra da aynı kumaşı kendi rafından indirip tezgaha önümüze koymuş ve şöyle demişti: Kumaşta dünyanın en iyi ülkesi Türkiye`dir. Bakın bu iki kumaş aynı. Bunlar .... fabrikasında üretiliyor. Almanya bunu bize kendi markasıyla yaptırıyor. Sonra da bize yüksek fiyatla satıyor."

Bir zamanlar bir numara olduğumuz tekstilde Çin`in esiri olduk. Pamuk ve yün diyarı olan ülkemizde tekstil fabrikaları üçer beşer kapanıyor.

Sadece bu mu? Şekeri, buğdayı, mısırı dışarıdan alır hale geldik. Mercimeğin Amerika`dan geldiğini biliyor muydunuz? Bir zamanların tarım ülkesi olan, tarımda kendi kendine yeten bir ülkeyiz diye övünen Türkiye`nin geldiği noktaya bakınız.

Sanayi`de de gün gittikçe yok oluyoruz. Çin malı oyuncaklar hem de adi oyuncaklar dolduruyor oyuncakçılarımızın raflarını ve Türk malı oyuncak bulmanız mümkün değil artık. Şöyle bir dolaşın pazarı, araştırın ürünlerin menşeini, göreceksiniz yabancı istilasına uğradığımızı. Küçücük bir kürdanı bile Çin`den alıyoruz.

Yerli malı haftası sadece hafta olarak kalıyor
. Bir de okullarda masaların üzerine yığılan ve yendikten sonra bir anlam ifade etmeyen elma, portakal, pasta, kek vsden ibaret.

Üretmeyen, buna karşılık çılgınca tüketen bir toplum olduk. Bize reklam diye dayatılan on beş ürünün on ikisi yabancıysa daha ne diyelim.
Mustafa Kuvancı

Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/2|