İdrarını Kaçır Moralini Kaçırma

4/4/2009 | Kategori: Gülelim |


İdrarını Kaçır Moralini Kaçırma

Canım kardeşlerim,sizlerle bir anımı paylaşmak istedim.

Birgün poliklinikteydim.Çok kıymetli hastalarıma muayene ediyordum. Nur yüzlü, mahsun bakışlı altmış yaşlarında hoş bir teyzeye muayene sırası gelmişti. Sıkıla sıkıla bana şikayetlerini anlatmaya çalışıyordu. Ancak bir türlü asıl konuya gelemiyordu.Yardımcı olmaya çalıştım.Ona dedim:
-Teyzeciğim bu şikayetlerine ek bir şikayetin var mı?
Teyze şöyle bana baktı torununa bakar gibi ve beni kendinden kabul ettiğini güzel naif gözlerinden anladım.Ve soru sormaya devam ettim.
-Teyzeciğim öksürür ve hapşırırken idrarınızı kaçırıyor musun?
Yılları omuzunda taşımış hayatın zorluklarını gögüsleyerek bu yaşlara gelmiş değerli ANADOLU kadının o ar timsali soluk yüzü hoş ve güzel kırmızı dometes rengini aldı.Dudaklarının arasından tam anlaşılamayan kelimelerden birisi de evetti.Onun bu mahçubiyeti beni ziyadesiyle etkiledi ve onu çok sevdim aniden.Ve o utangaç nur yüzlü teyzeme şöyle deyiverdim.

-TEYZECİĞİM İDRARINI KAÇIR, MORALİNİ KAÇIRMA.

Ve poliklinikteki bütün herkes günün stresini öldüren moralli bir hava estiren bu cümleye kahkaha attılar.Teyzeciğim de bu olay karşısında gülmeye başladı.Belki de gülerken hala idrarını kaçırıyordu ancak MORALİNİ kaçırmıyor bilakis yüksek tutuyordu.Canım teyzemle bu diyalogdan sonra aramızda bir sevgi bağı oluşuverdi.

`` İDRARINI KAÇIR, MORALİNİ KAÇIRMA.``

(Ürolog Dr.Muzaffer Akçay)

Yorum ( 0 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/28|Sonraki Sayfa>>

Sopa Bile Kısmetle

4/4/2009 | Kategori: Gülelim |

Sopa Bile Kısmetle




Yillar öncesinde gazetecilik yaptigim dönemlerde yurtdisinda da bulunmustum. Almanya`da tanistigim Arap bir arkadasim olmustu, Ürdünlü Saddık.. Ortak dilimiz Almanca`ydı. O Türkçe bilmiyor, ben Arapça..
Ülkemize bir geldiginde Antalya dönüşü bir petrol istasyonunda dinlenirken Saddık; "Bu gün Cuma, ben camiye gidecegim" dedi. "Oglum, arabım ben sana nerden cami bulayim?" derken orada çalisanlardan biri yakinda bir köy oldugunu yetisebilecegimizi söyledi. Hemen gittik abdest alip camiye girdik.
Yaz aylari oldugu için köylü kısmı tarlada orda-burda, camide 5-6 kisi vardı. Imam, cemaate dönmüş kuran okuyor, Arabın yaninda bir ihtiyar bastonunu yanina uzatmis hocayi dinliyor bu arada huşu içinde sallanarak gözyasi döküyordu. Bu Saddık`ın dikkatini çekti. Gerçi hocanin sesi müthisti koyun gibi dinlesek de o sesten etkilenmemek mümkün degildi. Arap okunanı anladıgından yanındaki ihtiyarın ağlamasina bir anlam verememiş olacak ki hınzırca gülümseyip olumsuz anlamda kafasını sallayınca, ben; "Was machts du?" çektim Almanca. Yani napıyorsun anlamında. Sesim biraz duyulur gibi olunca camideki kafalar bize döndü. Biz hocayı dinlemeye devam ettik, bu arada cemaat 20 kisi kadar oldu. Çok geçmedi Arap öylesine bir kahkaha koyuverdi ki camide, ben bile kızdım. İbadet yerinde gülmenin ne kadar ayip ya da günah oldugu ögretildiginden o kızgınlıkla Saddık`a Almanca verdim veristirdim. . Vay, sen misin camide Almanca konusan!.. Ağlayan ihtiyar yaninda duran bastonunu kaptığı gibi Saddık`ın kafasina eklestirdi, baston ortadan bölündü. Elinde kalanıyla Saddık`a vurmaya devam ederken "Camiyi gâvurlar bastı" diye bağırıyordu bir yandan. Eh diğer İmam-ı Rabbani evladı müslümanlar dururmu! Allah-Lillah aşkına diyen takunyayı kaptığı gibi ikimize birden hücum ettiler. Arabamıza binip köyün dışına çıkasıya kadar aynalı bir sopa yedik köylülerden. Üstelik arabanın da ne camı kaldı ne çerçevesi.. Araba da bizim gibi nasibini almış yamulmuştu..
Köyün dışına çıktığımzda sinirimden Saddık`ı bir posta da ben dövecegim de halâ gülmesi yokmu beni iyice tav etmişti. Neden güldügünü sordum. "Sen" dedi, "Hocanın ne okudugunu biliyor musun?" "Bilmiyorum" dedim. "Peki, Nisa nedir onu biliyor musun? dedi, yine "Hayır" çektim. "Nisa, kadin demektir Arapça`da" dedi. "Hoca, Nisa Suresi`nin kadinlarin aybaşı hastalığı ve o hastalık döneminde cinsel iliskiye girmemelerini, temiz olmalarını filan okuyordu. Bunda ağlayacak ne var?" dedi. Doğrusu haklıydı. Ve o günden bu yana Nisa`nin kadın oldugunu hiç unutmadım. Nisa adını ve koyunun kaval dinledigi gibi Kuran okunurken dinleyenleri gördükçe yediğim eşşek yükü sopa gelir aklıma..

Bilgi Notu: Bu yazı öykü halinde "Çökendirek" adlı kitabımda yayınlanmış gerçek bir öyküdür. Bu şekli ile de önceki yıl Gırgır Dergisi`nde köşemde yayınlanmıştır. Yazık ki yurtdışındaki kimi dinci siteler yıllar öncesinde yayınlanan bu yazıyı şimdi gündeme getirip beni boy hedefi olarak göstermektedirler. Takıldıkları nokta ise; Ana konuya değinmeden söz konusu surenin Nisa suresinde değil Mümin suresinde olduğu.Takdir sizlerin..

Abdullah Yılmaz



Yorum ( 0 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/28|Sonraki Sayfa>>